<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439</id><updated>2011-12-29T15:50:19.018-08:00</updated><title type='text'>Okaylyptus</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-534532994558519852</id><published>2009-03-20T04:39:00.000-07:00</published><updated>2009-03-20T04:40:18.379-07:00</updated><title type='text'>Ben Size Ne Yaptım (Özdemir Asaf)</title><content type='html'>Ben size ne yaptım Çağrı mı, armağan mı, ceza mı Ne vardı böyle karşıma geçecek Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek Artık olan oldu Gitmeniz gitmeseniz bir Ben de düş kursam da kurmasam da Aklıma yüzünüz gelecektir Ben size ne yaptım, Ne kötülüğüm dokundu size İnanın - hoş niçin inanacaksınız- Sizi şu ana kadar tanımazdım İnanmak, bilmek yakışmaz size Karşıma çıkmayacaktınız. Karşımda bir resim gibi şimdi Kuramadığım düşlerin çizdiği, siz Hem gözüme hem düşüme Çakılıp kaldınız Renklerinize ve biçimlerinize Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz Beni benden çıkardınız Beni benden aldınız Göz görmeye-görmeye Bir uzağa bıraktınız Kendime dönmeye ertık çok geç.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-534532994558519852?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/534532994558519852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=534532994558519852' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/534532994558519852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/534532994558519852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2009/03/ben-size-ne-yaptm-ozdemir-asaf.html' title='Ben Size Ne Yaptım (Özdemir Asaf)'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-3682147624791295046</id><published>2008-11-19T05:05:00.000-08:00</published><updated>2008-11-19T05:07:25.128-08:00</updated><title type='text'>Ahmet Altan'dan "Bir kadını tanımak" (mümkün mertebe...)</title><content type='html'>Bir kadını tanımak… Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları, şaşkınlıkları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edilişleri, başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları, şirinlikleri, küçük yalanları, büyük itirafları, kocaman yürekleri ile kendi olmaya çalışan kadınları tanımak…&lt;br /&gt;Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla varılır hayatın sırrına. Bir kadını tanımaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuğa çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur, bu yüzden de sürekli şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur anlamak onları. Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasını hatırlatanları sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri, sürprizlere hazırlıklı olanları bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, Sahra’da çöl fırtınası koparıp ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen…&lt;br /&gt;Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla anlaşılır hayatın sırrına ancak aşkla varılacağı. Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı… Bu yanını doyurunca şımaracağından korkanlar, birlikte çoğalacaklarını bilmeyenlerdir.&lt;br /&gt;Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla kanat çırpılır özgürlüğün bütün maviliklerine. Kendine inananlara, aşka inananlara koşar. Hem yaman bir aşk avcısı, hem de engebeli yollarda koşmaktan bitap aşk yorgunudur kadın.&lt;br /&gt;Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir kadın, tıpkı kendiyle dalga geçmesini bildiği gibi. Ağız dolusu gülüşlere teslim olur.&lt;br /&gt;Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla tanık olunur tutkuların gücüne. Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından vazgeçmeyi, karşılık beklememeyi… Mücadele eder, kızar, bağırır ama hep sever. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen…&lt;br /&gt;Yüreğini sevgiye açan ve sevmekten korkmayan bütün kadınlar gibi.. Şimdi bir düşünün, kaç kadını değil bir kadını tanıyabildiniz mi bugüne değin??&lt;br /&gt;Tanrı, kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti, kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.&lt;br /&gt;Ahmet ALTAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-3682147624791295046?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/3682147624791295046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=3682147624791295046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/3682147624791295046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/3682147624791295046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/11/ahmet-altandan-bir-kadn-tanmak-mmkn.html' title='Ahmet Altan&apos;dan &quot;Bir kadını tanımak&quot; (mümkün mertebe...)'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-5843169158757859821</id><published>2008-11-18T16:27:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T16:30:50.789-08:00</updated><title type='text'>EVLİLER OKUYUN... BEKÂRLAR DERS ALIN</title><content type='html'>(Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş...)&lt;br /&gt;Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da... Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan... Nedir bu dayatmalar?&lt;br /&gt;Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi...Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın... Yâda yumuşatıyorlar;-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı...Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı...&lt;br /&gt;EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü... Yıllar içinde ben yaş landıkça o gençleşti,-'Ooo Can bey kapmışınız çıtı rı' esprilerine muhatap dahi oldum. EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...Bunu unutmadık biz.Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sen e. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,Öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken.Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç içi n savaşan neferlerdik bu hayatta... Asla bilmedik ne k adar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima...Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık... Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında... Gece yarısı kapı aç ıldı esim;-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu kapının eşiğinden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... 'k ay yana' dedi daracık yatakta. 'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi... Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...Ve bence doğrusu da bu...Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç. Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift ol acaktık o listede...Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan... Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...Sadece gönlünüzden geçtiğince...&lt;br /&gt;Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;'&lt;br /&gt;...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana... CAN DÜNDAR&lt;br /&gt;Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir. Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder. Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-5843169158757859821?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/5843169158757859821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=5843169158757859821' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/5843169158757859821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/5843169158757859821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/11/evliler-okuyun-bekrlar-ders-alin.html' title='EVLİLER OKUYUN... BEKÂRLAR DERS ALIN'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-4612702370487451641</id><published>2008-11-18T04:34:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T04:43:06.984-08:00</updated><title type='text'>Tanju Duru'dan (Aklım hep sende)</title><content type='html'>Hiç yoksan da yalnız bir düşsen de&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;Gelmesen de yalnızca beklensen de&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irmak olsan sulasan toprağımı benim&lt;br /&gt;Yıkansa suyunda derim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gizsen de şarkımda tütsen de&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;Bir yolsan da hasrete çıksan da&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıçak olsan saplansan ruhuma benim&lt;br /&gt;Kanasa ucunda tenim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gizsen de şarkımda tütsen de&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;Bir yolsan da hasrete çıksan da&lt;br /&gt;Aklım hep sende sende hep sende&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    parçayı buradan indirebilirsiniz.tavsiye ederim.&lt;br /&gt;    &lt;a href="http://rapidshare.com/files/53992758/02.Aklim_Hep_Sende.mp3" target="_blank"&gt;http://rapidshare.com/files/53992758..._Hep_Sende.mp3&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-4612702370487451641?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/4612702370487451641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=4612702370487451641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/4612702370487451641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/4612702370487451641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/11/tanju-durudan-aklm-hep-sende.html' title='Tanju Duru&apos;dan (Aklım hep sende)'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-6234548318833288287</id><published>2008-10-21T09:49:00.000-07:00</published><updated>2008-10-21T09:50:27.329-07:00</updated><title type='text'>Ne çıkar ateş böceği sansalar bizi...</title><content type='html'>Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi... Düşünüyorum da, Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, Naif yönlerimizin keşfedilmesi, Cesaretsizliğimizin anlaşılması, Korkularımızın paylaşılması Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti. Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. Deniz minareleri, midyeler. Kirpiler ve kaplumbağalar gibi. Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi? Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak. Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.? Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz? Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi, Korkaklığımı, sevgi isteğimi En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup Bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine. O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu. Kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak. Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu. Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez. Tekrar, tekrar bıkmadan denesek. Ve kucaklaşsak yeniden. Tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi. O zaman fark edeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi. Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen. Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri. Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.                                          Rabindranath TAGORE&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-6234548318833288287?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/6234548318833288287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=6234548318833288287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/6234548318833288287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/6234548318833288287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/10/ne-kar-ate-bcei-sansalar-bizi.html' title='Ne çıkar ateş böceği sansalar bizi...'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-2120989565564769105</id><published>2008-10-21T05:09:00.001-07:00</published><updated>2008-10-21T05:09:36.640-07:00</updated><title type='text'>Atilla İlhan'dan</title><content type='html'>Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var&lt;br /&gt;Çünkü ayrılık da sevdaya dahil&lt;br /&gt;Çünkü ayrılanlar hala sevgili&lt;br /&gt;Hiçbir anı tek başına yaşayamazlar&lt;br /&gt;Her an ötekisiyle birlikte&lt;br /&gt;Her şey onunla ilgili&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-2120989565564769105?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/2120989565564769105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=2120989565564769105' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/2120989565564769105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/2120989565564769105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/10/atilla-ilhandan.html' title='Atilla İlhan&apos;dan'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-2005081349044165706</id><published>2008-10-21T05:03:00.000-07:00</published><updated>2008-10-21T05:05:27.342-07:00</updated><title type='text'>Haşmet Babaoğlu'dan Aşk üzerine..</title><content type='html'>Birlikteyken kayıtsızlığın derin sularında boğulup gidebilecek bir aşk, taraflar ayrıldıkları için kendi külünden yeniden doğar...Hatta kimi ilişkilerde aşk sonradan gelir! Ayrılıktan sonra... Kaybın bilinciyle... Bazılarında gözlemliyorum da mesela... Aşk gökten zembille inen armağan değil, evden çıktıktan sonra başa düşen saksı gibi... Tamam! Duralım burada! Keselim! Onu öyle demeyecektik zira bir şarkıdan kalkıp buralara kadar gelmeyecektik! Her kapıdan aşka çıkmayacak; artık o duyguyu gazete sütunlarında perişan etmeyecektik sözde! Ama mümkün mü? Değil. Hiç değil!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-2005081349044165706?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/2005081349044165706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=2005081349044165706' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/2005081349044165706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/2005081349044165706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/10/hamet-babaoludan-ak-zerine.html' title='Haşmet Babaoğlu&apos;dan Aşk üzerine..'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8783281657519327439.post-1211451788345926006</id><published>2008-10-19T16:19:00.000-07:00</published><updated>2008-10-19T16:30:04.855-07:00</updated><title type='text'>Perihan Mağden'den bir yazı (Çok hassas birileri)</title><content type='html'>Bazı çok hassas insanlar bana vampirleri hatırlatırlar:Biz kaba saba köylülerin ne kadar kanlarını içseler, daha o kadarını emmek isterler.Onlar öylesine hassas, öylesine kırılgan, öylesine özeldirler ki...Önce sizi eğitirler: Bir laboratuvar faresi gibi. Tavlamayı, baştan çıkarmayı, elde etmeyi harikulade iyi bilirler. Zaten onların hayatta işi, budur. Sonra, yani sizi ilişkinin kafesine tıktıkları andan itibaren, bu olağanüstü hassas ruhların esirisinizdir: Laboratuvar faresisinizdir. Sizi nevrotik bir fare yapmak üzre, duygu eletroşokları yollayacaklardır. Aynen deneysel psikoloji laboratuvarlarında yapıldığı üzre.Esir fare kapatıldığı ‘ilişki kutusunda’ sağa adım atsa, şok yiyecektir. Sola adım atsa, şok yiyecektir. Yemek kutusuna doğru yollansa, şok yiyecektir: Yollanmasa, şok yiyecektir. Fare, ne zaman şok yiyip ne zaman yemeyeceğini asla anlayamaz. Zira nedensizce ve kuralsızca şoklar yiyerek iyice sersemletilecek, tarumar edilecek, sonunda da bombok bir nevrotik fare haline gelecektir.Olağanüstü hassa, kırılgan ruhlar da, size aynen bunu yaparlar. Sizi tıktıkları ilişki kutusunda, “A, kalbimi kırdın” der, bir şok yollarlar. “Çok üzgünüm” der, şoku dayarlar. “Yine anlamadın beni” der, şoklarla kutunuzda, bunaltırlar.Siz, giderek tuhaflaşırsınız. Kendinizi porselen dükkânında bir fil, bu aşırı hassas ruhların gül bahçesinde bir öküz, sırtındaki yumurta küfesiyle Eminönü-Tahtakale arasında ilerleyen bir hamal gibi hissedersiniz. Herhalükârda kaba saba, odun gibi filan, hissetmenizi kendinizi, karşınızdaki aşırı kırılgan ruh, mutlaka temin edecektir.Bu ruh kafeslenmesi esnasında habire, ‘düzelmeye’, ‘incelmeye’, ‘anlamaya’, ‘doğru olanı yapmaya’ çalışır, çalışırsınız. Hatta inceldiğiniz yerlerden koparak; muhtelif parçalara ayrılırsınız. İşin içine bir nebze olsun akıl mantık sokmaya çalışır, avucunuzu ve yaralarınızı yalarsınız. Zira aşırı hassas ruhlar, sizi tesadüfi şok dalgalarıyla madara etmektedirler. Onu yaptın da bu değil; hayır! siz hep böyle bir mantık silsilesi için çırpının durun, kırgınım! anlaşılamıyorum! ah ben ne yalnız ne inceyim! deyip deyip ‘durduk yerde’ sizi siz olduğunuz için cezalandıracaklardır. Zira ağzınızla kuş tutsanız, bu aşırı hassas ruhların aşırı hassasiyet seviyelerini, tutturamazsınız.Bunlar, aşırı hassasiyetleri yüzünden üzüledursunlar, bir de bakarsınız ki, sizi canhıraş bir şekilde üzmekte; ruhunuzu cayır cayır yakmaktalar. Onlar ise aşırı hassasiyet salıncaklarının konforunda, aslında tatlı tatlı sallanmaktalar.Bir kere, hassasiyetleri öyle bir sabun köpüğü, öyle bir dokunduğunda dağılan balondur ki; bunlarla ne kadar çırpınsanız gerçek bir iletişim kuramazsınız. Ne kadar konuşsanız, sesinizi o kadar duyuramazsınız. Yavaş yavaş uyandığınız acı gerçek şudur: O kadar kendileriyle doludurlar ki, sizi görmemektedirler. Size bakmamaktadırlar. Kendileri o kadar mühimdirler ki, son kertede siz, umurlarında değilsinizdir. Onlar ve acıları. Onlar ve kırılganlıkları. Onlar ve sırları. Onlar ve kırık kalpleri. Onlar ve onlar.Siz, cam fanuslarının önünde tepinmektesinizdir. O cam kırılmaz, aşılmaz, içine nüfuz edilemez bir camdır. O cam, onların ne denli iyi korunup sizinse ne kadar ortalıkta olduğunuzun da, en hain kanıtıdır: Acılar içinde oldukları iddiasıyla sizi fena halde acıtmaktadırlar. Hiç anlaşılamadıklarını iddia ederken, sizi anlamak için serçe parmağa kadar gayret sarfetmediklerini, özenle gizlerler. Kırık kalpler kontenjanını tamamen doldurduklarından, sizin paramparça olmuşluğunuzu kaydedecek mecalleri, tabii ki yoktur.Gözyaşları, sizi silip süpürmek üzere hazır beklemektedir. İncelikleri, habire göğsünüzü delmeye hazır oklardan oluşur. En mühimi, sizi ciddi olarak, kendinizden soğuturlar. Bu hassas ve duygulu insanların, anlar gibi oldukları tek duygu kendi duygularıdır. Empati yetenekleri doğuştan felce uğramış gibidir. Ne kadar çırpınsanız, bu kafeste o kadar çaresiz kalırsınız. ‘Karışıklılık’ nedir bilmedikleri için, sizi hakikaten perişan etmeye muktedirlerdir.Uyanmanız gereken mesele, ‘bu aşırı hassasiyetin’ değeri kendinden menkul bir reklam kampanyası olabileceğidir. Karşısındakine bu denli kör ve aldırışsız hiçbir hassasiyet, gerçek olamaz. Bu olsa olsa, bir kendi kendiyle dolu olma hali, bu nevi narsisizm, bir sahte duygulanımlar oratoryosudur. Perde indiğinde, böylesine berbat bir temsilin sizi nasıl olup da bu denli üzebildiğini anlamanız, epey zamanınızı ve emeğinizi, alacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8783281657519327439-1211451788345926006?l=okayozdag.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://okayozdag.blogspot.com/feeds/1211451788345926006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8783281657519327439&amp;postID=1211451788345926006' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/1211451788345926006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8783281657519327439/posts/default/1211451788345926006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://okayozdag.blogspot.com/2008/10/perihan-madenin-bir-yazsn-paylamakla.html' title='Perihan Mağden&apos;den bir yazı (Çok hassas birileri)'/><author><name>Okaylyptus</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16057953730148277442</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_qSrRGpGrjc0/SPu_HQueeJI/AAAAAAAAAAM/JGmxLhR8zJE/S220/DSCN1301.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
